50 yaş sendromu kasırga etkisi yaratıyor

0

Johny Deep

Hafta sonu 3-4 arkadaş oturup sohbet ediyorduk. 30’larının sonundaki erkek arkadaş 2 yıl önce evlenmiş ve çok mutlu görünüyordu ama laf nedense 50 yaş erkeklerine ve onların çevrelerinde yaşanan sorunlara geldi. Erkek arkadaş, “Öncelikle ortamını bulan her erkek aldatır bunu bilin ve 50 yaşındaki erkekler ise kendini bile aldatır” dedi. Birbirimize baktık…Evet bildiğimiz bir sendromdan bahsediyordu. Ne kadar çok yazılsa da yeniden yazılmayı hak ediyordu tabii…

 

Kadınlarda 40, erkeklerde ise 50 yaş tam anlamıyla bir sendrom yaratıyor

Teknolojinin gelişimi ile doğru orantılı olarak insan ömrü her ne kadar uzasa da kadının doğurganlığının 40’lardan itibaren son bulması, erkeğin ise (Bunu çoğu erkek reddetse de) andropoza girmesi ve cinsel gücünü kaybetmesi, bu sendromun zeminini sağlam bir şekilde hazırlıyor.

Kadınların 40 yaş sendromu erkeklerin yaşadıklarına göre daha derinden seyrediyor. 40 yaşına kadar henüz bir evlilik yapmayan ve artık hormonları azalan kadınlar köprüden önce son çıkışta bir çocuk yapmanın peşine düşerek evlenmek için her türlü sıkıntılı duruma katlanıyor, depresyona giriyor ve tam bir ümitsizlik halini yaşıyor. Evli ise artık yaşlanmanın eşiğinde bir kadın olarak eşini gençlerden kıskanmaya başlıyor, kendi içindeki sorulara yanıt ararken orada kaybolabiliyor. Kariyer hedeflerini gerçekleştiremediyse buna dair ümitlerini kaybediyor.

Erkekler herkesi o fırtınanın içine çekebiliyor…

Neler mi oluyor?

50 yaş civarındaki erkek ekonomik olarak istediği düzeye ulaşırken vücudunda ona ihanet eden tüm küçük gelişmeleri bir bir kaydediyor. Sıkıntı da burada başlıyor. Hayatını paylaştığı kadın ise aldatılma suretiyle bu sendromdan ilk nasibini alan kişi oluyor doğal olarak. Belki daha genç ve güzel bir kadının azalan hormonlarını artırabileceği saplantısı, belki evlilik içinde kaybedilen aşkın yine yeniden aranması, belki geleceğe biraz daha umutlu bakmaya çalışmak… Nedenler uzayıp gitse de aldatılmışlığıyla kırılan eşlerin içine düştüğü durum içinden çıkılmaz bir yolculuk başlatıyor. Boşanma aşamasında alınan terapiler, boşandıktan sonra ödenen nafakalar, arada hayatları darmadağın olan çocuklar, yeni bir partnerle kurulmaya çalışılan hayatlar bu sendromun enkazı içinde yer alıyor.  Hayat Picasso’nun İspanya iç savaşını anlattığı Guernica tablosu gibi görünüyor.

Aldatılanların kayıpları

 

  • Uzmanlara göre aldatılan eşler öncelikle kendilerine olan inançlarını kaybediyor. “Onun için özel değilmişim, beni kullandı, attı” diyorlar.
  • Kendilik saygıları yitiyor.
  • Adalete olan inançlarında da bir kayıp oluyor.
  • Dünyanın güvenilmez bir yer olduğunu düşünüyorlar. Kendilerini en çok seven insanlar bunu yaparsa bu dünyada kime güvenebileceklerini şaşırıyorlar.
  • Amaç kaybı oluyor, ölüm düşünceleri gelişiyor.
  • Bütün bunları düşünüp her gün bu azabı çekmek yerine hayatlarının bitmesini istiyorlar.
  • Yeni bir insanla tekrar güvenli bir ilişki kurmak için adım atmakta  zorlanıyorlar.
  • Tıpkı kaybedilen yakınların ölümlerindeki gibi yas süreci yaşıyor ve buradan sağlam çıkmak için yollar arıyorlar.
  • Aldatılıp bir ilişkinin içinde kalanlar ise eşine bir daha güvenemediği için ilişki sürekli olarak yara alıyor.
  • Aldatıldığı halde ayrılamayan kadınlar kalan hayatlarında eşine sevgi duymayı başaramıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Share.

About Author

Leave A Reply