Sahi biz en çok neden ayrılıyoruz?

0

 

Boşanmalar artıyor

İstatistikler evlenme oranlarının azaldığını, boşanmaların ise arttığını gösteriyor adeta gözümüzün içine sokuyor. Klasik, “Bir ömür mutlu olun” söylemi artık sadece nikah günü, çifti sevenlerin tekrarladığı ve belki kimsenin sonunu düşünmediği bir tekerlemeye dönüştü.

Çünkü insan, yaşadığı sürece sürekli bir değişime uğruyor ve çiftler, günün birinde tanımadığı (kendilerinden artık çok farklı bir yerde duran) bir kişiyle beraber olduğu gerçeğinden kaçamaz hale geliyor. Günümüzde artık reddedemeyeceğimiz bu gerçekle karşı karşıyayız.

Aldatma boşanma için sebep değil sonuçtur

Boşanma veya ayrılma nedenlerine dönecek olursak; şiddetli geçimsizlik ve ilişki dışı ilişki yani aldatmalar ayrılık yolundaki taşları sinsice döşüyor. Ancak, aile ve çift terapisti Psikiyatr Dr. Murat Dokur’a göre şiddetli geçimsizlik ve aldatma boşanma için bir sebep değil, sonuçtur. Asıl olan ise ilişki içindeki iki kişiden biri iyi hissetmiyorsa, artık diğeri de zaten mutlu hissedemiyor.

Ve uzmanlara göre bir ilişkiyi konuşulanlar değil, konuşulmayanlar bitiriyor. Peki ama bu ne demek?
Çiftler uzayan ilişki içinde birbirlerine arzu ve ihtiyaçlarını ifade edemez hale geliyor, daha da kötüsü kendini ifade edemiyor. Bu durumda, maalesef doğanın kendi içinde işleyen ekonomisi burada devreye giriyor ve kendini iyi hissetmeyen taraf ayrılma yolculuğunun hazırlıklarını yapmaya başlayarak beynindeki valizleri yavaş yavaş yeni bir hayata göndermek üzere, farkında bile olmadan düzenliyor. Çünkü duygu her zaman haklıdır. Bir ilişki içinde duygudan daha öncelikli ve ağırlıklı bir şey yoktur. Ayrılıkları kesin olarak başlatan duygu ise arzu, sevgi ve güven nesnesi olarak bağlandığımız kişinin artık o kişi olmadığını hissetmek oluyor.

Ruh eşimiz sandığımız kişi aslında o değil

O, sandığımız kişinin aslında kesinlikle o olmadığını fark etmemizin nedeni de oldukça basit aslında. Kısaca, hayatın dinamikleri içinde herkesin farklı gelişimi zemindeki taşları ustaca döşerken, bir aradalık arttıkça kişilerin rol beklentileri ve hayal kırıklıkları da artıyor ve ilişkinin çatısı beklentilerin ağırlığına dayanamayarak çöküyor. Hayal kırıklığı sonrası öfke, çaresizlik ve güvensizlik ortaya çıkıyor. Bu durumda eşimiz olarak seçtiğimiz insan için, “Bu kişi o kişi değil” demeye başlıyoruz. Biz sürekli evrilirken çatışmalı ilişki de başlamış oluyor.

İlişkinin yarısı gerçek yarısı fantezidir

Bunun için öncelikle aşkı sorgulamak gerekiyor. Psikiyatr Murat Dokur, “Aşk yoktur” diye söze başlıyor. Bir atfediş ve buna bağlı nörokimyasal süreçler vardır ikili ilişkilerin tamamında geçerli olan. Yarısı gerçek, yarısı fantezi bir süreç yaşanır. Bu nedenle “Aşk bir görme kusurudur, evlenince geçer” demiyor mu evlilik terapisti Prof. Dr. Mehmet Sungur da. Sonuç olarak insanın ve ilişkilerin ayarları sürekli farklılaşıyor. Dolayısıyla bir kişinin diğerini algılayışı da aynen bu şekilde değişime uğruyor.

Şefkat, şehvet, sevgi harmonisi hem yakalanması hem de sürdürülmesi zor bir durumken, günün birinde yıpranan ve yorulan çiftlerden birinin duyguları bir başka nesneyle ona sormadan ittifaka geçiyor ve denk düştüğü yerde aldatma denilen süreç başlıyor. Bunu algılayan diğer tarafın ağrılı süreci de tam buraya denk geliyor. Dokur, bu noktada da “Aldatma yoktur, çoklu ilişki ve bunun getirdiği sorunlar vardır” diyor üzerine basarak.

Evlenmeler azalırken boşanma davaları çoğalıyor

Süreçte dönüş mümkün

Ancak, sorun yaşanan ve artık bu noktadan sonra çözülmez denen süreçlerde bile dönüş mümkün olabiliyor. Evet, ayrılık yoluna giren bir ilişkiyi geri çevirmek çok zor ama yine
Dokur’un ifadelerine bakarsak, terapi ile bazen olanaklı. Bu ise çiftlerin farklı davranış kalıpları geliştirmeleri ile mümkün. Her zaman olduğunun aksine farklı davranma potansiyelini kullanabilenler kendileriyle, eşleriyle yeni ve farklı ilişki kurabiliyor. Çiftin yıllar içinde kendi beklenti ve inançlarının ne kadar değiştiğini kabul edip ona göre yeni bir düzlemde ilişkisini görmeye başlayabilmesi ve kısa bir süre durup, hayatın getirdiklerini kabul ederek eşine bakabilmesi bu değişimin başlangıcını oluşturabiliyor. Çok zor gibi görünse de insan değişen ve dönüşen bir varlık olarak bunu pekala yapabiliyor.

Share.

About Author

Leave A Reply