Ayrılıkta kritik yaş 30-40

0

Evlilik yaşının artık 30’lu yaşlara kadar ötelendiği günümüzde kadın, erkek arasında, kadınlar adına önemli bir fark olduğuna dikkat çekiliyor. Çünkü 30-40 yaş arasında evliliği tercih etmek, çocuk sahibi olmak artık önemli hale geldi. Ama gerçek o ki, erkek için çocuk sahibi olmakla ilgili yaş sınırı, ileri yaşlara kadar uzadığı için onlar 30-40 yaşlarında ille de evli olmayı istemiyor.

Cinsel özgürlük arayışı

Psikiyatri uzmanlarının izlediği boşanma vakalarında görülen çok önemli bir sorun, evliliğin erkek ve kadın için en başında çok büyük sorumluluk getiren bir kurum olduğu. Üstelik erkek bir çok yönden bu baskıyı daha çok hissediyor. Aileyi geçindirmek çağdaş ilişkilerde çok geçerli bir baskı olmasa bile bu, erkeğin zihninde olan bir şey. Erkekler bu yükü boşandıktan sonra da taşımaya devam ediyorlar. Boşanmalar gündeme geldiğinde, bu konuda önemli iki etken var. Biri; yakın ilişki ve uzun süreli yakın ilişki ki bu durum giderek sıkıcı oluyor. Boşanmayla birlikte bu uzun süreli, daha derinlemesine yakın ilişkiye devam etmek yerine daha kısa süreli, çok derinliği olmayan, gelip geçici bir ilişki arayışı oluyor. Duygusal anlamda bir sorumluk getirmiyor çünkü bu. Ve büyük ölçüde de cinsel özgürlük arayışı oluyor.

Cinsel özgürlük boşanmada önemli bir etken

Evlilik ilişkisi içinde cinsel özgürlük yaşamak evlik ilişkisini problemli hale getiriyor ya da çoğunlukla eşler bunu kabul etmiyor. Öyle olunca, cinsel özgürlük arayışı içinde bir etkiyle boşanma oluyor. Ve ikinci önemli etken ise şu; Aslında evlilik kararı büyük ölçüde toplumun beklentisi ile ortaya çıkıyor. Toplum bize, belli bir yere gelene kadar yapmamız gerekenleri tarif ediyor. Bu kültürel bir faktör. ‘Okula gideceksin, eğitimini tamamlayacaksın, belli aşamalardan geçip işe girecek, para kazanacaksın, sonra evleneceksin ve çocuğun olacak.’ Bunlar herkes için geçerli kurallar. Uyulduğu zaman, insanın toplum tarafından kabul gördüğü, aynı zamanda ona statü kazandıran kriterler. Bu akış içinde, herkes böyle yapıyor düşüncesiyle, çok fazla sorgulamadan bunları bir şekilde gerçekleştiriyor insanlar ve sonra geldiği noktada artık yapılması gerekenler bitmiş oluyor. Uzmanlar bu noktanın çok önemli olduğunu belirtiyor ve şunları söylüyor, “Bu durumda, ilk defa kendisiyle karşı karşıya kalıyor kişi ve ‘peki şimdi ben ne yapacağım?’ diye soruyor. Çünkü bu noktada artık toplumun kendisinden beklediği kuralları tarif ettiği bir nokta yok. Orada ilk defa bunları gerçekleştiren kişi kendisiyle baş başa kalıyor. Ben bu dünyada niye varım, başka neler yapabilirim? Bunlar sorgulanıyor ve orada her birey kendisi için bir başka arayışa yöneliyor. Bu anlam arayışı, bazıları için bir çocuk yerine üç çocuk yapmak oluyor.

 

Çocuk yapmak üretim sayılıyor

Evliliği devam ettirmenin yolu da oluyor bazen bu. Yaratıcılık, üretmek olduğu için geleneksel anlamda çocuk da bir üretim sayılıyor. Ama bugün, eğitim düzeyi yükseldikçe üretime, çocuk üretmek olarak bakılmayıp, yaratıcılığını başka bir yönde geliştirmeyi tercih edebiliyor kişiler. Önemli olan gerçek anlamda ilişkinin derinleştiği nokta burası oluyor. İki kişinin birbirine destek olup birlikte paylaşarak ortak hedefler koyarak, birbirlerinin gelişmesine engel olmadan yürümeleri lazım. İki kişi hem birbirine engel olamadan hem de uzaklaşmadan çalışacak. İkili ilişki içinde belirli bir yola girene kadar yıpranmalar oluyor ve çocuk ilişkilerde önemli bir milat. Çocuk olana kadar iki kişi arasında karı koca rolü varken, çocuktan sonra anne baba rolü oluyor ve eşler birbirlerini ikinci plana atıyor. Karı koca ilişkisi ihmal edilince uzaklaşıyor insanlar. Ortaklık azaldıkça insanlar yabancılaşmaya başlıyor ve bu kopmayı hazırlayan etkenlerden biri oluyor. Bu evlilikler için önemli bir tuzak.”

Share.

About Author

Leave A Reply