Hayatı kabusa çeviren korkularımız

0

Böcek ve hayvanlardan korkma sık rastlanan fobiler

Fobi kelimesi, Yunancada korku anlamına gelen ‘phobos’ kelimesinden geliyor. Fobi genel olarak normal dışı korkular olarak tanımlanıyor. Günümüzde tanımlanmış yüzden fazla fobi bulunuyor. Karanlıktan korkma ya da bir hayvandan korkma ise neredeyse sıradan korkular olarak biliniyor. Karanlık, uçak, kapalı yer, diş hekimi/doktor ya da kan görme gibi belirli spesifik durumlar üzerine odaklanmış fobiler ise özgül fobiler olarak biliniyor. Psikiyatr Dr. Vedat Şar’a göre fobiler hemen her nesneye ya da duruma karşı gelişebilen tepkiler. Fobik bireyler, fobik uyarana ender olarak zorlukla katlanabilse bile genellikle bu uyarandan aşırı derecede kaçınma eğilimi gösterir. Fobiler kişinin aktüel ve sosyal hayatını veya mesleksel işlevselliğini belirgin bir şekilde aksatır ve kişinin uyumunu bozar. Fobik birey, korkularının anlamsız olduğunu bilse bile  bu uyarana abartılı bir korku hissedip ondan kaçınma tepkisine engel olamaz.

Psikiyatr Dr. Vedat Şar

Korku normal yaşamın parçasıdır denilebilir mi?

Evet, korku normal yaşamın bir parçasıdır. Fobisi olmayan insan yok gibidir. Ancak, bazı insanlar için gündelik yaşamlarında baş ettikleri bir konu olduğu için dikkatlerini çekmez. Örneğin böcek fobisi olan bir insan böcek olan bir ortamda yaşamıyorsa onun için bu korku gündemden düşmüştür, ama kaybolduğu anlamına gelmez.  Dolayısıyla, fobi de korkunun bir çeşididir. Fobik korku daima bir şeye yöneliktir, yani belirsiz değildir. Yönelik olduğu bu etken bir durum, işlev, ya da nesne olabilir.  Ancak fobinin öteki korkulardan farkı, onun yönelik olduğu etkenle orantısız derecede aşırı şiddette olmasıdır. Bu durum ancak kişinin toplumsal yaşamı, iş ve insan ilişkilerinde sorunlara, işlev yitimine yol açıyorsa ya da kişinin kendisini haddinden fazla rahatsız ediyorsa bir fobiden söz edebiliriz.

Korku yaşama uyumlu hale getirir

Önce normal yaşamdaki korkulardan başlayalım. Korku insanı normal yaşama uyumlu hale getirir ve gerekli durumlarda önlem almasını sağlar. Hiç korkusuz olsaydık normal yaşama uyum yapamaz, tehlikeleri algılamakta yetersiz kalırdık. Tehlikeler bir yana, aslında yaşadığımız her zor durumda az çok korku duyarız. Bu bir yerde insanı yönlendiren bir sinyal gibidir.
Tıpkı, trafik ışıkları gibi. Kırmızıyı görünce geçmeyiz, sarı görünce daha dikkatli oluruz. Fobiler ve korkularda bir bakıma sarı ışık, hatta yerine göre kırmızı ışık fonksiyonu görürler.

Yani, korku insanı daha uyanık ve savaşmaya hazır mı yapar?

Bu hem duygu ve düşünce, hem de bedenin fizyolojisi bakımından böyledir. O nedenle korkunun azı zorlukları aşmada faydalı, ancak çoğu zararlıdır. Çünkü korku fazla olduğunda pek çok tepkimiz sınırlanır, hedefini şaşırır, koordinasyonunu kaybeder. Bu durum donakalma ya da gereksiz itaat ya da aşırı tepkiler arasında gidip gelen yanlış davranışlara yol açar.

Gündelik yaşamdaki korkularımız

Örneğin otobanda hızla yol alırken haklı olarak korkarız: Arabamız arıza yapabilir, yolunu şaşıran bir sürücü üzerimize gelebilir, denizde yüzerken bir girdapla karşılaşabiliriz, beklenmedik bir anda yaşamımız dahi tehlikeye girebilir. Gündelik yaşamdaki korkular sadece bedenimizle ilgili olmayabilir. Varoluşumuza yönelik daha soyut tehditler de algılayabiliriz. Örneğin bir işçi işini kaybetmekten korkabilir, yönetici yanlış kararlar almaktan korkabilir, iş adamı piyasadaki dalgalanmalardan kaygı duyabilir. Ancak bunların hiç birini fobi olarak adlandırmayız.

Korkunun eğlenceli bir yanı dahi vardır.

Korku filmleri seyretmeyi sevenlerimiz çoktur, lunaparklarda korku tünelleri eğlence için kullanılır, yüksek dağlara tırmananlar, başka tehlikeli sporlarla uğraşanlar hep korku ile yüzleşirler. Hatta bazı insanlar korkuyu özellikle ararlar, zaman zaman korku yaşamak hayatlarına anlam katar, belki de yaşamakta olduklarını onlara gösterir. Bebekler dahi dozunda kalmak şartı ile küçük korku oyunları ile eğlenebilirler. Demek ki, bu özellik yaşamın oldukça erken dönemlerinden beri vardır.Korku boyutunda sınır önemlidir.Korku nereye kadar eğlencelidir, nereye kadar tehdit edicidir? Korku, bireyi tehdit ettiği andan itibaren bir soruna dönüşür ve yoğunluğuna göre bireydeki patolojiyi üretir.

Normal yaşamda sık karşılaşılan diğer korkular

Normal yaşamda sık rastlanan korkulardan biri de yeniliklerden korkmadır. Buna neofobi de denir. Değişikliklere kapalı bir yetiştirilme tarzı, risk almaktan aşırı derecede kaçınan karakter yapıları buna yatkındır. Toplum içersinde, genellikle yaşlıların da değişikliklerden pek hoşlanmadıklarına inanılır, ancak bu her zaman doğru değildir. Yenilik fobisi az düzeyde olsa bile bireyin yaşamını ve gelişimini sınırlar onun bireysel yükselmesini engeller.Bu açıdan belki de günümüz insanı için en büyük risklerden biridir.Yenilik fobisi insanda daha çok gereksiz uyma davranışı geliştirir, hatta kişiyi alternatif düşünme stillerinden uzaklaştırır ve belli kalıplar içerisinde yaşamasına yol açar.Bu kişiler düzen ve sistem adına daha kolay ikna edilebilir bir konumdadır.Yenilik fobisi olan insanların büyük bir kısmı daha çok dogma ve önyargılarla yaşar.Onlar için karşı bir düşünce yada yaşantı tehdit edici bir durumdur.Kendi gibi düşünmeyen insanları rakip yada düşman olarak algılayabilirler ve onlarla yakınlık kurmamayı tercih ederler.

Bakış korkusu

Normal yaşamda sıkça rastlanılan bir başka korku da bakışların kendisine yöneldiği endişesidir. Bu durum daha çok genç insanlarda görülür. Biraz da vücudun ve kişisel psikolojinin hızlı geliştiği bir yaş döneminde olunmasının getirdiği bir durumdur.Bu his çoğu kişide eleştirildiği duygusunu yaratabilir. Bir insana dik dik bakmak genellikle olumsuz, rahatsız edici bir his yaratır. Hareketlerdeki doğallığı bozar. Bakışların kendisine yöneldiği endişesi taşıyan insanların büyük çoğunluğu sosyallik sorunu çeken ve biraz da kendilerine düşük özgüveni olan kişilerdir. Diğer insanlara oranla daha izole bir hayata çocukluklarından beri maruz bırakılmışlardır. Bu kişilerin ebeveynleri daha çok onları korumak adına izole bir yaşamı sürdürmeye zorlamışlardır ve bu durum da daha sonraki yıllarda alışkanlık haline gelmiştir

Ayrılma korkusu

Ayrılma korkusu da çok temel duygularımızdan biridir. Her insanda bir dereceye kadar etkili olur. Bazı insanların ise yaşamını yönetecek kadar belirgin olabilir, onu bağımlı ilişkilere mahkum hale getirebilir. Ayrılmak herkes için rahatsızlık verici bir histir. Bu, kişisel ilişkilerdeki ayrılmalar kadar, kişinin bir kurumdan, bir fikirden, bir coğrafyadan ayrılması sırasında da gündeme gelir.  Her ayrılma olayını bir matem dönemi izler. Bazı insanlar için bu matem hiç bitmez, ayrılık gerçekleştiği halde kafalarında o konuyu yıllarca yaşatırlar. Çoğu kişi evinden bir başka semte taşındığında bile birkaç ay uyum problemleri yaşar. Çocuklardaki okul değişimleri ve başka bir semte taşınma durumları çok daha ciddi uyum sorunları yaratabilir. Bu uyum sorunları okul başarısından sosyal boyuta kadar uzanabilir. Yetişkin olduğu halde anne ve babasından ayrılamadığı için evlenmeyi tercih etmeyen kişilere ender de olsa rastlanır. Hatta kişi evden ayrılmamak için ailesine gereksiz toleranslar göstererek, onlar olmadan yaşamı götüremediğine inandırmaya çalışır.

Ölüm korkusu

Yine evrensel olan bir korku da ölüm korkusudur, ölüm herkesçe soğuk, uzak, tüyler ürperten bir gerçek olarak algılanır. Ancak şu da bir gerçektir ki, ölüme yaklaşan kişiler bunu çevrelerindeki insanlardan daha rahat karşılarlar genellikle. Ama diğerleri için ölüm hep soğuk bir şeydir. Ölüm korkusunu çoğu insan yarı bilinçli ya da bilinçsiz olarak yaşar. İnsanlar özellikle yaşlandıklarında yada emekli olduklarında ölümü daha sık düşünürler ve korkmaya başlarlar.Yaşamları adına belirsizlikleri olan ya da net hedefleri olmayan insanlar için ölüm korkusu çok yoğun yaşanmayabilir.Nedense yaşamlarını oturtmuş maddi ve manevi açıdan belirli bir olgunluğa gelmiş kişilerde ölüm korkusu daha sık görülür.Bazı insanlar kendilerinin ölümünden korkup ürkerken bazı insanlarsa sevdiklerinin ölümünden ürkerler.Sevdiklerinin ölümünden korkan insanlar onları abartılı ve rahatsız edici bir şekilde koruma altına alabilir. Bu kişiler çok sevdiği bir yakınını sadece endişe ettiği için gerekli gereksiz doktora götürebilir,  yemek düzenleri ve  ulaşımı ile rahatsız edici bir şekilde ilgilenebilir. Dolayısıyla bu kişiler sevdikleri için sorun teşkil etmeye başlar hatta bu yakınları zamanla kendilerinden uzaklaşır.

Hastalık korkusu

Çoğu kişi hastalanmaktan da haklı olarak korkar, ama gündelik yaşamımızda hastalıkları kendimize pek yakıştırmayız. Hele ruhsal bozukluklar genellikle hep başkalarında olduğu düşünülen, hiç bir zaman kendi başıma gelmez denilen türden hastalıklardır. Ama bunları görmezden gelmek gerçekleşmelerini önlemez Hastalık korkusu olan insanlar gereksiz yere doktora gidebilir,  gereksiz tahliller yaptırabilir ve bu yüzden sıkıntı yaşayabilirler.

Doğal felaket korkusu

Yine herkesin zihninin bir köşesinde doğal felaketlerden korku yatar. Hele Türkiye’de deprem korkusu neredeyse gündelik yaşamımızın her anına sinmiştir. Buna karşın çoğumuz bu korkuyu bir fobi haline getirmez, gündelik yaşamımıza devam ederiz. Doğal ki, korkuları fobi haline getirmemenin tam karşıtı da aşırı derecede inkardır. Bu da tedbiri elden bırakmaya neden olacağından ideal bir tepki sayılamaz.

Korkuya benzer haller

Korkuya benzer bir durum da, kaygı ya da bunaltı halleridir ki, anksiyete olarak da adlandırılır. Anksiyetenin fobik korkudan farkı, neye yönelik olduğunun bilinmemesidir. Ne zaman geleceği belli olmaz, panik nöbeti derecesine varabilir, ya da hiç azalmadan devamlı olarak hissediliyor olabilir. Anksiyete bir bakıma fobik korkudan daha kötüdür, çünkü kaçınılması olanaklı değildir. İçten gelir. İç sıkıntısı olarak da adlandırılır bu yüzden. Fobi ise dışarıdaki bir etken ya da uyarana yönelik olduğu için hiç değilse biliriz ki, o etken ya da uyaranla yüz yüze kalmadığımız sürece korku da yaşamayız. Eğer o etken ya da uyaran bizim yaşantımızdan uzak ise tedaviye bile ihtiyaç duymayız. Örneğin uçağı hiç kullanmayan bir kişi için uçak fobisinin bir zararı yoktur. Anksiyete ise etkeni belirsiz olduğundan kişiyi daha çaresiz bırakır, çünkü ondan kaçmak ya da kaçınmak olanaksızdır.

Korku ve anksiyete sırasında ruhsal belirtiler yanı sıra bedensel belirtiler

Evet oluşur ve bu yüzden korku ya da anksiyete yaşayan pek çok kişi, bir ruh hekimine gitmeden önce kardiyoloji uzmanına, beyin cerrahına, gastroenterologa ve bir çok başka branşa başvurabilir. Bunun nedeni, korku ve anksiyete yaşantıları sırasında otonom sinir sisteminin, adından da anlaşılacağı üzere, kendiliğinden devreye girmesidir. Otonom sinir sistemi vücudun hemen her yerine uzandığından korku ve anksiyetenin bedensel belirtileri de her organı akla getirebilir. Örneğin kalbin sık sık ve güçlü biçimde çarpması, sık idrara gitme, göz bebeklerinin büyümesi, terleme bunlar arasındadır. Anksiyete ve korku nedeniyle bedenin her hangi bir yerinde ağrılar dahi hissedilebilir, halsizlik çöker, baş ağrıları ortaya çıkabilir. Ancak aynı anda bu bedensel belirtilere kaygı, olumsuz düşünceler, iç sıkıntısı ve bunalma duygusu gibi ruhsal belirtiler eşlik eder.

Share.

About Author

Leave A Reply