Şiddet uygulayanlar sanal bir alete bağlanarak verdikleri acıyı aynen çeksin

0

Nermin Bezmen 2018 Havva’nın Cezası

Bugüne kadar çok satanlar listelerine giren onlarca kitap yazan Nermin Bezmen bu defa çocuk ve kadınlara yönelik şiddet ve cinsel tacizi anlatan yeni bir romanla okulu ile buluştu. Havva’nın Cezası’nı Bezmen’le konuştuk.

‘Havva’nın Cezası’nda bir romanı okurken aynı zamanda toplumsal yaralarımıza parmak basıyorsunuz, üstelik çirkin bulduğumuz ama çözemeyeceğimizi düşündüğümüz için ittiğimiz yaralarımıza… Bizim sorunumuz tam olarak ne?

Havva’nın cezası; tamamı ile toplumsal acı, yara ve ayıplarımızın bir kısmını irdelediğim, karakterleri ve olayları roman kurgusu içinde bir araya getirdiğim bir kitabım. Evet, kendimi çok çaresiz hissediyorum bu anlattığım şiddet karşısında. Zira ülkemizin sosyal, hukuksal ve politik sistemi ve kimi din adamları bu anlattıklarımı yani çocuk gelinleri, kız ve erkek çocuklarına tacizi, pedofoliyi, kadına şiddeti, kumalığı, ensesti neredeyse destekleyecek söylemlerle ve tutumla, suçlu olan sapık anlayışa muhtelif sözde özürlerle arka veriyorlar. Halkın yarısı kendisine empoze edilen “din”, “gelenek”, “görenek” kisvesi altında zaten bunları olağan kabûl ederken, bir kısmı aymaz, aldırmaz, bir diğer bölümü de “yüreğim kaldırmıyor” bahanesiyle uzak davranış sergiliyor ve görmezlikten gelmeyi tercih ediyor.

En büyük sorunumuz; toplumun oranı gittikçe artan bir kısmının empatiden, vicdandan, hak-hukuk-adalet kavramından, insan, hayvan, tabiat sevgisinden gittikçe uzaklaşması, bir diğerine kin, nefret ve düşmanlıkla bilenmiş, şahsına bir zarar gelmedikçe her çirkinliği, şiddeti sessiz geçiştirenlerden oluşmaya başlaması. Sessiz, sinik ve bîhaber olmak ve görünmek daha emniyetli geliyor insanlara.

Şiddet hiç olmadığı kadar karşımızda duruyor, siz bu konuda köşe yazılarınızda da cesaretle tavır aldınız. Biz çekinik kaldığımız için mi bu denli şiddete maruz kaldık?

Evet, köşe yazılarımda da dilimi, kalemimi tutamazdım. Zira dayanamıyorum ve kayıtsız kalamıyorum. Şiddete karşı tavır alamayan toplumlar daha büyük şiddeti davet ederler. Kötüler, kötülükler meydanı boş buldukça, sistem her hangi bir şekilde kendilerini destekledikçe daha çoğalmaya, daha arsızlaşmaya ve korkunçlaşmaya devam eder. Sonunda bugün sesi çıkabileceklerin de esamesi okunmaz.

Çocuk gelinler Türkiye’nin ve aslında dünyanın geri kalmış toplumlarının önemli sorunu. Yanı sıra yine yükselen trend diyeceğim; erkeklerin pek çoğu kendinden 20 yaş küçük kadınlarla olmayı kendine hak görüyor ve bu alanda da bir aymazlık var gibi geliyor bana. Sizce durum ne?

Havva’nın Cezası romanımda anlattığım acılar aslında salt bize ait değil. Dünyanın bir çok coğrafyasında örneklerini görüyoruz. Hâtta konu etiklerimin bir kısmı Amerika’da da yaşanıyor. Benim içimi acıtan noktalardan birisi de; Atatürk’ün kanunlarla koruma altına altığı çocuk ve kadın hakları, bireysellik, eşitlik ve saygınlık kavramı bizim toplumumuzda pekalâ bu tip şiddete ve sapıklıklara karşı kurbanları koruyabilecek, suçlular için caydırtıcı olacak kanunlar içerirken, şimdi vicdanları körlenmiş, neye ve hangi kafaya hizmet ettiği soru işareti olan yetkililerce görmezden geliniyor.

Tecavüzün ruhsal travması ödenemez

Sapıklıkları kendi dini yorumlarıyla koruma altına alan sözde din adamları, suçlunun cezasına vicdansız, kör yürekli yorumlarıyla indirimler getiren veya serbest bırakan sözde hukukçular, çocuğun, kadının bedenlerinin kutsallığını ayaklar altında çiğneyen siyasi, politik, kurumsal sözde yetkililer, habersiz ve bilgisiz oldukları din konusunda sözde ulemaların ardına düşen gruplar, bunların baskısı altında sürüye katılan insanlar ve bütün bunlara isyan etmeyen, edenin sesinin duyulmadığı, sümen altı edildiği veya cezalandırıldığı bir toplum… Ne bekliyoruz ki? Kötülerin, sapıkların güçlenmesi için her şey yapılıyor. Bu koruma altında da sapık, sefih, vicdansız erkekler küçücük kızlarla da evlenir, ona şiddet de uygular, kızına da tecavüz eder, karısına da, oğlunun bedenini de sahte şeyhlere teslim eder, her türlü tedrisinden geçmesi için. Hayvanını da kullanır cinsel sapıklıkları için, tabiatın da ırzına geçer.
Dediğim gibi, tecavüz, ensest Amerika’da dahi yaşanıyor. Ama kanun, hukuk ve kanun adamları kurbandan yana tavır koyuyor. Kurbanın yaşamış olduğu fiziksel ve ruhsal travmayı suçluya verilecek hiç bir ceza ödeyemez ve tedavi edemez ama en azından o şiddete maruz bırakılan insana toplumca “Biz senin yanındayız” mesajını ve desteğini veriyor system.

Şiddetin cezası sizce ne olmalı?

Ben, şiddet uygulayanlar için şöyle bir ceza düşünüyorum. Bunları koğuşlarında sanal bir alete bağlı yaşatacaksınız. Kendileri kurbanlarına ne yaşattılarsa o şiddete ayarlanmış sanal bir programla kendilerine sürekli olarak aynı acı, aynı korku ve aşağılanmışlık yaşatılacak. Arada bir “es” verilecek” ve devam edilecek. Onları bugüne dek koruma altına almış, özürlerle, bahanelerle arka çıkmış kim varsa onlara da aynı cezayı uygulayacaksınız. Sadece çocuğa, kadına değil hayvana, tabiata karşı işlediği suç da aynı şekilde cezalandırılacak. Ağacı yaktılarsa yanacaklar, kestilere kesilecekler. Bedenleri fiziki hiç bir zarar görmeyecek ama sanal olarak bunu ölene dek yaşayacaklar.
Havva’nın Cezası romanımda da, on iki yaşındaki kurban Havva’nın altıncı hissiyle sanrılarını gördüğü ve gerçekleşen bir yangın vardır. Küçük kız kendisine uygulanan sapıklıklara tahammül etmeye çalışırken tek gücü Allah’ın bir gün cehennemi yer yüzüne indirip bu sapıkları burada cezalandıracağıdır. Kitapta anlatılan cehennemi beklemeye sabrı yoktur… ve sanrılarında gördüğü o cehennemi bekler hep, kendisinin de kurban edileceğini bilse bile.

Epeydir aşk sözcükleri yazamıyorum

Dünya acıdan kavrulurken aşktan bahsetmek zor olsa da sizin aşk yazılarınızı da özleyenler çok. Aşk kadını da erkeği de güzelleştiren bir duygu. Biricik aşkınızdan ve size hayatı güzelleştiren duygunuzdan
da biraz söz edebilir misiniz?

Maalesef, epeyi bir zamandır aşk sözcükleri yazamaz oldum. Halbûki ben umutsuz, çaresiz insanlara, her şeye, her zorluğa ve acıya karşı sevginin, aşkın tek ilâç olduğunu söyledim, yazdım hep. Artık, bunca iğrençlik, dibe vurmuşluk ve tefessüh etmişlik yaşanırken; fidanlarımız devrilip, çocuklarımız tecavüze, kadınlarımız şiddete uğrarken, sokak ortalarında kimse sesini çıkarmadan cinayete kurban gidenlerin videosunu çekerken, kurbanları koruyacak olanlar sessiz veya vicdansız kalırken, açlık sınırı utanç seviyesine varmışken, kız ve erkek çocuklar, kadınlar, hayvanlar, tabiat korku içinde yaşarken aşktan meşkten söz etmek, sanki kendi sahip olduğum güzelliklerle, benim kadar şanslı olmayanı imrendirmek istemiş gibi görünürüm endişesi veriyor bana. Acı veriyor, bunca mutsuzluğun, karamsarlığın ve karanlığa yüzünü dönenlerin dünyasında aşktan bahsetmek.

Yaşadığımın kıymetini biliyor üzerine titriyorum

Ama biz sevdiceğimle kendi içimizde doyasıya yaşıyoruz bu güzel duyguları. Hayatı yaşanır kılan, insana güç ve cesaret veren, sorunlu anları, zor zamanları daha kolay göğüsleten mucizevi bir duygu aşk. Hayatımın çok hüzünlü, çok zor bir döneminde bana tekrar aşkı doya doya yaşatacak, kâlbime sığdıramadığım sevgiyi kucaklayıp hakkını verecek ve hak edecek, yüreğimde yepyeni bir niş açıp yerleşecek böyle güzel bir insan çıktığı için karşıma çok şanslıyım. Yaşadığımın kıymetini biliyor ve üzerine titriyorum her anın. İşin en güzel yönü bunu karşılıklı bu duygularla yaşıyor olmamız.

Bütün olay; kendimizin bu bizim için uçsuz bucaksız evrende ne kadar önemli ve aynı zamanda ne kadar da önemsiz olduğumuzu kavramakla ilgili. Sahip olduklarımızın çok kıymetli ve her an yok olabileceğini hissetmek de öyle. Birbirini sevmek üzere karşılaşmış iki insan bir diğerinin nimetidir, hediyesidir. Sevdiğinizde o muhteşem yaratıcının evrene bıraktığı tüm güzellikleri hissedersiniz. Onun varlığında kendinizi hissedersiniz. Bir devasa bütünün bir parçası olduğunuzu algılarsınız. Ahenk içinde, kâh sakin, kâh kreşendo ritmde ama aynı kâlp atışıyla yörüngede yol alırsınız. Hâsılı güzel şeydir aşk, çok güzel.

Fotoğraf: Pamira Bezmen

Çocuklara alfabeden önce sevgiyi öğretmek gerek

Benim bir yetkim olsa, çocuklara, alfabeden, matematikten önce sevgiyi, insanı, hayvanı, tabiatı sevmeyi, hayatın ne kadar mucizevi bir olgu olduğunu, ruhları, hayâlleri, düşünceleri ve bedenlerinin kutsallığını, bunlar üzerinde tek söz ve karar sahibinin kendileri olması gerektiğini, koskoca evrendeki “nokta”lığımızı ama birer nokta ile bile ne güzellikler yaratabileceğini öğretecek bir eğitim sistemi kurardım.
Hangi dinden olursa olsun, yobaz zihniyeti sevgiye düşmandır. Çünkü sevgiyle dolu insanı karanlığa sürükleyemez, ona karanlık işler yaptıramazlar, hiç bir şey adına. Onun için sevgi gösterilince “günah” derler. Sonra, cinsel istismara, pedofoliye bir dini şemsiye açarlar.
Hiç bir ideal, hiç bir din, siyaset ve hiç bir menfaat görüşünün bu kutsal hayatları sapık, yobaz, kindar, karanlık düşünceler ve yaşam tarzı ile kirletmeye hakkı yok.

Share.

About Author

Leave A Reply